Vücudumuzun birçok bölgesinde kıkırdak dokuları olmakla beraber eklem kıkırdak dokusunun hayatımız için önemi çok büyüktür. Eklem kıkırdak dokuları 2 kemiğin birbiri üzerinde rahatlıkla kaymasını sağlar. 2 buz parçasının birbiri üzerinde çok rahat kaydığını biliriz. Sağlıklı bir eklemde 2 kıkırdak yüzeyinin birbiri üzerinde kayması sırasında ortaya çıkan sürtünme direnci 2 buz parçasının sürtünme dirençlerinden 3 misli daha düşüktür. 75 yaşına gelen insanların %80 inde kıkırdak problemleri vardır, ancak %20 şanslı kesim hayatı boyunca bu yaşa kadar hiç kıkırdak problemi yaşamayabilir.
 

Kıkırdağı en çok rahatsız eden 2 temel unsur aşırı kullanma ve aşırı yüklenmedir. Bu kavramlara dize aşırı yük gelmesine neden olan ani hareketler ve vücut ağırlığı dahildir. Günlük yaşantımızda dizlerimize vücut ağırlığımızın 4 misli yük gelir. Bu yük spor yaparken vücut ağırlığımızın 8 ila 10 katına çıkabilir. Aslında kıkırdaklarımız oldukça dayanıklı yapılar olmalarına rağmen, doğadaki tüm maddeler gibi, onların da bir dayanma sınırı vardır. Herkesin fizyolojik bir limiti ve kapasitesi vardır. Vücudumuzun alışık olmadığı türdeki aşırı yüklenmeler ve spor, kaslarımızı kontrollü kullanamamamıza neden olabilir ve kıkırdaklarımıza zarar verebilir. Hayatımızda spor düzenli olmalı, sürekli olmalı; bunların yanında aşırı tekrar ve yüklenmelerden kaçınmalıyız. Fizyolojik sınırlarımızı iyi bilmeliyiz. Spor bilinçli olarak hayatımızın mutlaka bir parçası olmalıdır.
 

Kıkırdak yapısının histolojik yapısına baktığımız zaman kalınlığı 2-3mm olan kıkırdak dokusunun aslında sınırları çok belirgin olmayan 4 katmandan oluştuğunu biliriz. En yüzey katmandaki kıkırdak, içinde bulunan kolajen liflerin yüzeye paralel olduğu katmandır. Burası kıkırdak kalınlığının yaklaşık %10 ila %20 si olan kısımdır. Bu kısım eklemin hem dayanıklılığını hem parlaklığını hem de kayganlığını sağlar. Derin tabakalara indikçe kolajen lifleri önce oblik, sonra dik, sonra kompleks hali alır. Kıkırdak dokusu 2-3 mm kalınlığında şoku abzorbe edebilen ve kemiklerin üzerini ileri derecede kayganlaştıran özel bir dokudur. Bozulmaları durumunda dizden gelen tıkırtı sesi, ağrı, takılma, şişme yaparlar. Tüm bu rahatsızlıklar kişinin hareketlerini kısıtlar, yaşamı zevksiz hale getirir, kilo alınmasına neden olur. Kilo alındığı zaman dizlere gelen yük artar, diz ağrıları artar, hareket daha da kısıtlanır ve daha da fazla kilo alınır. Kısacası bir kısır döngü ortaya çıkar. Biliriz ki maalesef kıkırdaklardaki bir sorun her zaman ilerleme eğilimindedir. Yapılan tüm bilimsel çalışmalara ve araştırmalara rağmen orjinal kıkırdak yapısı üretilebilmiş değildir. 
 

Kıkırdak yaralanmalarının derecelerinden bahsedecek olursak, oluşan hasarın derinliğine ve özelliğine göre temel olarak 4 sınıfta incelenir. 
Grade I: Kıkırdak dokusunda yumuşama
Grade II : Kıkırdak dokusunun yüzeyel %50 kısmında hasar olması
Grade III: Kıkırdak dokusundaki hasarın %50 den daha fazla olması
Grade IV: Kemiğin ortaya çıkması

 

Günümüzde bilinen kıkırdak tedavilerini şu başlıklar altında toplayabiliriz: 
 

Debridman: Yüzeyel kıkırdak lezyonlarında ve eklemde sorun yaratan kıkırdak yaralanmalarında ağrıyı geçirmek ve ilerlemeyi yavaşlatmak amacıyla artroskopik olarak uygulanan bir yöntemdir. Bu yöntem yeniden kıkırdak dokusu oluşturmaz.
 

Mikrokırık: Derin Grade 3 ve 4 kıkırdak hasarlarında hasar bölgesinin alanı 2cm²’yi geçmiyorsa uygulanabilir. Amaç kıkırdak tabanındaki kemik dokusunda delikler açarak, kemik iliğinden multi potent hücrelerin bölgeye gelmesini sağlamak, ve bu bölgede kıkırdak dokusu oluşmasını amaçlamaktır. Oluşan kıkırdak dokusu fibröz kıkırdak dokusu olup boşluğu doldurur. Ama hiyalin (orjinal) kıkırdak dokusunun biyolojik ve mekanik özelliklerine sahip değildir. Dayanıklılığı daha azdır. Mikrokırık ameliyatı artroskopik olarak yapılır.
 

Mozaiplasti: Dizin daha az işe yarayan bölgesinden daha çok işe yarayan bölgesine kıkırdak ve kemik silindir bloklarının transferi ameliyatıdır.

Artroskopik veya açık olarak yapılabilir. Mozaiplasti ameliyatında unutmamak gerekir ki, dizin bir bölgesini onarırken, diğer bölgesinde bir kıkırdak hasarı oluşturmaktayız. Mozaiplasti ameliyatı da 1-3 cm2 büyüklüğündeki kıkırdak hasarlarında tercih edilir.
 

Otolog Kondrosit İmplantasyonu: Günümüzde sıklıkla yapılan 2 aşamalı bir ameliyattır. Dizin fazla kullanılmayan bölgesinden 2 pirinç tanesi kadar kıkırdak dokusu artroskopik olarak alınıp laboratuvara gönderilir. Laboratuvarda bu kıkırdak dokusu içindeki hücreler çoğaltılır. Genellikle bir “scaffold” içine yerleştirilen hücreler açık ameliyat tekniğiyle kıkırdak defekt bölgesine implante edilir. Enjeksiyon yardımı ile yapılan kök hücre tedavilerinin bir çok yolu olmakla birlikte standart bir uygulama yöntemi yoktur.
 

Kök Hücre: Kök hücre dünyanın ısrarla üzerine çalıştığı kıkırdak üretim yollarından bir tanesidir. Hala klasik uygulamalara geçmemiştir. Amaç kök hücreden kıkırdak dokusu oluşturmaktır. Uzun dönem sonuçları hem otolog kondrosit implantasyonunda hem de kök hücre çalışmalarında net kazanmamıştır.
 

Protez cerrahisi: Denenmiş olan tüm kıkırdak tedavi yöntemlerine rağmen, veya ileri kıkırdak sorunları olan dizlerde, insan hayatını daha iyi hale getirebilmek amacıyla protez cerrahisi gerektiğinde yapılır. Temel olarak 3 çeşit protez cerrahisi vardır: Mini protezler, Uni-Kondiler Protezler ve Total Protezler. Protez ameliyatları açık cerrahi tekniğiyle yapılır.